27 Şubat 2014 Perşembe

VAH GİDİ GÜNLER VAH...

"Bozulmuş bir şakirdin gönül dilinden"

Neydi o günler…

Çocuktuk. Saftık. Maneviyata ve inanca açtık. Açlığımızı gören bir “abi”miz tuttu elimizden. Bize anlattıklarıyla, doyurmaya başlamıştık çocuksu yüreklerimizi. İman hakikatlerini ne güzel anlatmıştı bir avuç çocuk olan bize. Sevmiş ve inanmıştık bu “abi”mize; diğer ağabeylerimize inandığımız gibi. Hayatımızda rol modellerdi. Günahsız ve melektiler bizim için. Günümüzün yaşayan sahabeleri bunlar olmalıydı…  Sözleri ayet ve hadis kokuyordu. “İhlas ve samimiyet en büyük şiarımızdır” diyorlardı. “Asrın Getirdiği Tereddütler”i bir bir ortadan kaldırıyorlardı. “Altın Nesil” için çırpınıyor, gece gündüz demeden koşturuyorlardı bir küheylan gibi. Nurlu simalarıyla hayatımızı aydınlatıyorlardı. “Buhranlar Anaforundaki İnsan”ı sahili selamete ulaştırmak için didiniyorlardı. Önümüze “Ölçü ve Yoldaki İşaretler”i koyuyorlardı zulümattan korunmak için. “İnancın Gölgesinde” itikadımızı sağlamlaştırıyorlardı. Çünkü bir tarafta yaratılış gerçeği, diğer yanda evrim vardı. Tek çare “sızıntı” halindeki iman hakikatlerini kalbimize koymaktı.

Ağabeylerin “İrşat Ekseni”ndeydik. Elimizi, gözümüzü ve dilimizi haramdan sakındırmamızı salık verdiler her an.  Şarkı ve türkülere tıkadık kulaklarımızı. Bunlar sanat değil malayani işlerdi. Abdu's Samed gibi Arap hafızların davudi sesleriyle okudukları Kur'an sureleri manasını bilmesek de bol sevap kazandırıyordu bize. Başı açıklarımıza kördü gözlerimiz. Hafizanallah ayağımız kayar, cehennem çukurlarından birine yuvarlanıverirdik. Akrabalarımıza ziyaretlerimiz vakit kaybıydı. Gerektiğinde anne ve babaya asi idi yüreklerimiz. Yetmedi bize beş vakit kıldığımız namazlarımız; tuttuğumuz ramazan oruçlarımız. Kul olmak kolay değildi Allah’a. Ağabeylere itaat esastı. Gassalın (cenaze yıkayıcı) elindeki meyyit (ölü) gibi olmalıydık. İtikadımızı ve ihlâsımızı bozacak kitaplardan uzak durmalıydık. Bizim düşünmemize, araştırmamıza ve sorgulamamıza gerek yoktu. Sağ olsun ağabeylerimiz bizi bu zahmetlerden kurtarıyorlardı.(!) Onlar bizim için kendilerini feda ediyorlardı. Muhabbet fedaisiydiler bizler için. Tüm bunlar geçmişte kaldı şimdilerde…

Sövene ve dövene elleri kalkmıyordu. Büyük güçler karşısında var olan düzene, haksızlık ve zulme, sömürüye ve dayatmalara sessiz kalmalıydık şimdilik. Gerektiğinde hakkın âli hatırı için sinelerimizi açmalıydık açabildiğimiz kadar. Sinelerimiz o kadar açıldı ki, kendi “Müslüman Kardeşler”imizi kucaklayamaz hale gelmiştik. Kardeş olarak biz bize yeterdik. Hem peygamberimiz de hep ağabeylerimizle idi. Rüyalarımıza misafir olmayan peygamberimiz, ağabeylerimize görünüp ilahi buyruklarını bize iletmek üzere sıralıyordu. Dedik ya sağ olsun ağabeylerimiz bize iş bırakmıyorlardı. Ağabeylerimiz müthiş, kerametleri dilden dile konuşulan kimselerdi.  

Çocukluk ve gençlik günlerimiz ve yıllarımız böyle geçmiş iken devran değişti. Herkes ve her şey gibi ağabeylerimiz de değişti, biz de. Ağabeylerimiz bizi bu yarışta fersah fersah geçmişti. Değişim kaçınılmazdı. Büyümek için açılım şarttı. Madem dünyamız globalleşti; biz de buna ayak uydurmalıydık. Seküler ve modern dünyanın nimetlerini ve araçlarını kullanmalıydık. Evlerimiz ve kitaplarımız bize yetmezdi. Dershanelerimiz, okullarımız, üniversitelerimizle eğitim dünyasına; dergilerimiz, gazetelerimiz, radyolarımız, televizyonlarımızla medya dünyasına; şirketlerimiz, holdinglerimiz, bankalarımızla ekonomi dünyasına; vakıflarımız, derneklerimiz, sendikalarımızla sivil toplum dünyasına; polislerimiz, yargıçlarımız, askerlerimizle bürokrasi dünyasına; hoşgörü ve diyalog anlayışımızla Hıristiyan ve Yahudi dünyasına girmeliydik. Bu dünya bizsiz olamazdı. Ahir zaman ise bu çağ, biz de ahir zamanda çıkacak “kutsiler” olmalıydık. Ümmet olmak, sade ve sadece Allah’a kulluk etmek yetmezdi bize. Hz. İsa’nın (as) nefesiyle dirilmeliydi insanlık. Cemaatler arası diyalogdan önce; dinler arası diyalogu öncelemeliydik. Mazlumların yanında olmak yerine; zalimlere gidip kavli leyin ile irşat etmeliydik. Biz mi irşat ettik, onlar mı bizi irşat etti anlayamadık. Sonuçta irşat olunduk vesselam. Ağabeylerimizin bir bildiği vardır. Onlar bizim için düşünürler. Ağabeylerimize “şartsız ve sorgusuz itaat” kurtuluşumuzun tek yoluydu. İtaat etmez isek hafazanallah amel defteri soldan verilenlerden; cennetliklerin olduğu defterden isminin üzeri çizilenlerden olurduk. Doyumsuz, obez ağabeylerimiz aç gözlülükte sınır tanımamaya başladı. Tepeden baktığı diğer kardeşlerinin elindekilere bile göz diker oldu.  

Ağabeylerimizin ilham kaynağı olan “hoca efendi”si bu günleri görmüş gibi 24 Mart 1991 İzmir Hisar Camiinde diyecekti ki:
“...Ve bir gün "Hey gidi günler" diyeceksiniz.
"Meğer tatlı günler o günlermiş" diyeceksiniz. Belki bende öyle diyeceğim. Ama belki yerin altında belki de yerin üstünde ben de öyle diyeceğim.
Hey gidi günler!
Tam yaşanılacak günlermiş. Hiç durmadan, gecelerinde koşulacak günler, hiç durmadan soluk soluğa küheylanlar gibi gündüzlerinde koşulacak günler...
Utana utana, hicap ede ede, terleye terleye, "Ne olur Allah aşkına coşun" denen günler...
"Burs verin, yurt yapın, okul açın, açın" deyip terin tabandan çıktığı günler...
Ben de diyeceğim sizde diyeceksiniz!
Bugün belki hicranlı günler, belki hasretli günler. Ama bir gün gelecek özlenen günler olacak.
Hey gidi günlerdi o günler. Çünkü o günlerde sürekli olarak tırmanıyorlar, başka hiç bir şeye gönül kaptırmadan, başka hiç bir şeye dil beste olmadan, turnikeye önce girmenin hakkını araştırmadan yürüyor, yürüyorlardı...
Hey gidi günler diyorlardı o çile günlerine, o ızdırap günlerine... Çünkü o günlerin içinde Allah'ın hoşnutluğundan başka mülahaza yoktur.
Çünkü o günlerde büyüklük yoktu!
Çünkü o günlerde herkes küçüktü. Çünkü o günlerde herkes neferdi.
Çünkü o günlerde ağabeylik yoktu.
Çünkü o günlerde herkes turnikeye evvel girmiş olmanın hesabını yapmıyordu.
Çünkü o günlerde "İnsanlar arasında insanlardan bir insan ol" vardı.
Sende hey gidi günler diyeceksin.
Kafanda hiç o türlü duygular ve düşünceler yoktu.
Dinleseler de dinlemeseler de alınmıyordun.
Bir Cumartesi-Pazar, burası Simav senin, orası Gediz benim, şurası Demirci senin ve Pazartesi derslere yetiştirme de yine senin...
Ama alınmıyordun, gönül koymuyordun. Dinleyen yok diye üzülmüyor, tesir etmiyor diye müteessir olmuyordun.
Hey gidi günler... Ne kadar arkada kaldınız, bizden ne kadar uzaklaştınız.
Biz ne kadar büyüdük, siz ne kadar küçük kaldınız!
Ah hizmet günleri... Ah içine başka mülahazaların girmediği günler.
Ah küçüklük, sen ne kadar iyiydin. Arkadaştık seninle.
Hey gidi günler, hey gidi günler...
Uhuvvet, sevgi, yürekten alaka, birbirleriyle fertler sarmaş dolaş olurken, dışarıdan gelenlerin 'Aman Allah'ım, bu ne kardeşlik, bu ne uhuvvet' dediği hey gidi küçük günler.
O kadar büyüdük ki, eğilip de sizi tanımıyoruz ve göremiyoruz.
Biz büyüdük, Everest tepesi olduk.
Ah küçük günler! Sizler de Lut gölü gibi zeminden iki yüz metre aşağıda kaldınız.
Ah yıkılası saltanat!
Ah yıkılası makam sevgisi!
Ah yıkılası şirk ifade eden 'Yaptın, ettim, çattım, kurdum, verdim, ettim, eyledim...'
Haşa!
Böyle düşünüyorken nerelere düştük. Düşünüyorken “düşlere” takılıp kaldık.
Hey gidi günler..."
_

Biz ise, şu günlerde hey gidi günler değil; vah gidi günler vah der olduk.
“Ağa"beylerimizin eline sağlık.
Not: Bozulmuşluğumuzun cemaziyel evveli 1992'de  dinlediğimiz bu vaazla başlar biline.
22-23 Şubat 2014 Gecesi
Ali Sedat ASLAN
 

3 yorum:

  1. Yarım kalmış bir yazı gibi geldi bana devamı olmalı... Ayrıca "Dershanelerimiz, okullarımız, üniversitelerimizle eğitim dünyasına; dergilerimiz, gazetelerimiz, radyolarımız, televizyonlarımızla medya dünyasına; şirketlerimiz, holdinglerimiz, bankalarımızla ekonomi dünyasına; vakıflarımız, derneklerimiz, sendikalarımızla sivil toplum dünyasına; polislerimiz, yargıçlarımız, askerlerimizle bürokrasi dünyasına; hoşgörü ve diyalog anlayışımızla Hıristiyan dünyasına girmeliydik." Ehh yeterince girilmiş ortalığa saçılan kasetler şantajlar dinlemeler bunun ispatı.

    YanıtlaSil
  2. Haklısınız. Diğer yarısını bu milletin yürekli insanları vakti gelince yazacaklar ve milletin iradesinin önünü kimsenin geçemeyeceğini gösterecekler kardeşim.

    YanıtlaSil